08 07 2015

EJDERHA DÖVMELİ KIZ

EJDERHA DÖVMELİ KIZ |  görsel 1

     Stieg Larsson İsveçli bir gazeteci ve yazardır. Milenyum Serisi adlı cinayet romanlarıyla tanınır. Serinin ilk kitabı olan EJDERHA DÖVMELİ KIZ birkaç sene önce tüm dünyada epeyi yankı uyandımıştı. Hem İsveç hem de Amerika tarafından filme de uyarlanan kitabı hala okumayanlar ya da filmini hala izlemeyenler varsa kendini bu gizemden mahrum bırakmış demektir. Ben Amerikan yapımı filmi daha çok beğendim. Yönetmenliğini David Fincher'ın yaptığı filmde başrolleri James Bond'dan da hatırlayacağınız Daniel Crag ile Rooney Mara paylaşıyor. Rooney gibi sevimli bir kadının Lisbeth karakterini canlandırması sizi de hayretlere düşürebilir.        Size ipucu vermek istemiyorum ama söylemeden edemeyeceğim. David Fincher bazı sahneleri o kadar gerçekçi ve vurucu çekmiş ki; olaylar yaşanırken sanki yaşayan benmişim gibi bir his uyandı üzerimde. Tüylerim diken diken oldu, durdurdum filmi, bir sigara yaktım, sonrasında devam ettim izlemeye.       KONUSU: Mikael Blomkvist, iyi bir gazeteci olmasına karşın, bir tuzağa düşürülmüş ve yanlış bir haberle popüler bir işadamını suçlamıştır. Bunun ardından Mikael’in tüm kariyeri adeta alt üst olur. Gazetesi artık onunla çalışmak istememektedir. Tüm medya peşindedir ve artık tamamen yalnızdır. Elbette onu izleyen Lisbeth’in farkında da değildir; nam-ı diğer “Ejderha Dövmeli Kız”ın...Mikael, gazetecilik mesleğini bırakıp hapse girmek için adeta gün sayarken, hiç beklemediği bir fırsatla karşılaşır, başına adeta talih kuşu konar. Ünlü bir firma olan Vanger'in başındaki Henrik Vanger, Mikael’den yıllar önce kaybolan yeğeni Harriet’i bulmasını istemektedir.   FİLMİN MÜZİKLERİ- Trent Reznor - Atticuss Ross ikil... Devamı

07 07 2015

ZORUN NE BENLE?

 —Benden hoşlanmıyor olabilirsiniz, hatta bana karşı negatif bir bakış açısına ve hissiyata da sahip olabilirsiniz, hatta ve hatta beni kendinize göre bir yargı terazisinde ölçüp tartıp eksilere düşürmüş de olabilirsiniz, her ne olursa olsun hata dahi yapsam, amirim de olsanız bana böyle davranma hakkını size veren kim ya da ne? Senin benimle zorun ne?          Henüz tanışma fırsatımız olmadı sizinle. Ben bu yukarıdaki sözcükleri ardı arkasına sıralayamayıp da ağzının içinde bir şeyler geveleyip, bön bön bakakalan kişiyim. Merhabalar :) Adım Pasaklı Kontes. Tabi ki annem ve babam nüfus dairesine gidip kızımızın adı Pasaklı Kontes olsun dememişler, doğuştan veya aileden gelen bir nam, bir huy değil bu; zaman içerisinde gayet başarılı(?) girişimler neticesinde kendim edindim. Efendim, başka ne anlatabilirim kendimle ilgili? Hım… Ergenliği geçeli epeyi zaman oldu, evliyim de flört işlerini dolaplara çoktan kaldırmış bulunmaktayım, çalışıyorum da, bir kamu kuruluşunda memurum. Çok mu sıkıcı? Bazen… Buna rağmen anlatılacak hikâyelerim var siz hiç merak etmeyin. Önsöz gibi mi oldu? Fazlaca güvensiz bir tutum mu? Belki öyle, belki de değil. Konuya bir türlü giriş yapamadın sadede gel artık dediğinizi duyar gibi oluyorum ama yok öyle yağma, bu bir günce, diyemediklerimi diyeceğim, hıh!      Bugün gevezeliğim üstümde. Hani biraz gerginim de diyebiliriz. İş yerindeki problemler bir hayli dolduruyor insanın ağzını. Aslına bakarsanız, problemden ziyade tutumlar sıkıyor insanın canını. Çıkıp karşılarına;         -Heeeeyt be, yettin artık! Adamın dalağını söker, suflesini yapar, tarifini de karısına veririm uleeeen, sen kimsin? Diyemiyor ya arkada... Devamı

02 07 2015

PASAKLI KONTESTEN MEKTUP VAR

       Hey, orada beni duyan birileri var mı? Hiç sanmıyorum. Siz beni duysanız da duymasanız da ben sizinle konuşmaya devam edeceğim. Satırlarım gideceği yeri bulacaktır nasıl olsa. Şimdi, şişenin içine bir mektup koyup okyanusa salmak gibi nafile bir çaba mı yoksa bu sarf ettiğim? Belki öyle belki değil. Cevabını zamandan başka kim bilebilir ki...     Bu satırlar pasaklı kızın güncesi. İçinde kahkahalarıma da küfürlerime de çok şahit olacaksınız. Ne de olsa gün içerisinde gördüğümüz ama buna rağmen gözardı ettiğimiz, dramatik, komik veyahut trajikomik ne olaylarla ya da şahıslarla karşılaşıyoruz.İstesek de istemesek de belirli bir topluma tabiiyiz her birimiz. Toplumun en küçük birimi aileden tutun da, iş ortamına, ülkeye, dünyaya kadar büyüyüp giden bir topluluklar ağında gayri resmi üyeliğimiz yok mu?Haliyle kimi zaman kızıyor, kimi zaman gülüyoruz.Gelin beraber kızalım, beraber gülelim...       Hey, orada beni duyan birileri yok mu hala? Nasıl olsa bir gün duyacaksınız ve sesim çoğalacak sesinizle ...            ... Devamı

02 07 2015

BARBİE BEBEK MÜSVEDDELERİ

          Ben güzelim. Ben mutluyum. Kendimi seviyorum.    Vay arkadaş, bunu söylemek bu kadar mı zor? Hayır yani illa kozmetik dayatmanın bir kölesi haline mi gelmek lazım güzel olmak,mutlu olmak yahut kendini sevmek için? Moda adı altında herkes aynı tip giyinmek zorunda mı? Herkes 34 hadi bilemedin 36 beden, sarışın, mavi gözlü, ince belli olmak zorunda mı? Barbie Bebek müsveddeleri miyiz arkadaş biz? Hayır yok öyle bir dünya, orada bir duracaksın. Elbette farklı yanlarımız olacak birbirimizden. Her birimiz ayrı rengiz. Bizi güzel ya da özel kılan en ortak özelliğimiz farklılığımız değil mi sonuçta? Ha bir de ölünce 5 metre bez ve kıçımıza tıkanan pamuk :)     Ne 21. yüz yılmış böyle, tek tipliğin dik alası bu yaşadığımız.Üzerimizde kurulan bu algı yüzünden kanlı bıçaklı olmuşuz artık hayatın birçok ürünüyle. Mesela, aramızda bir kan davası var tartıyla. Üzerine çıkıp egemenliğimizi kurmak yerine, bizi zayıf düşürmesini, kendine esir etmesini bekler hale geldik.Hatta ne gerek var tartılmayıver, çok mu önemli kaç kilo olduğun? 55 kilo olunca boynuna altın madalyon takıyorlar da 75 kilo olunca seni oyun dışı mı bırakıyorlar hayatta? Peki ya yemek meselesine ne demeli? O canım tatlılar, dondurmalar, kebaplar, dolmalar... Zavallıları metres ilan ettik. Yiyoruz yiyoruz sonra da derin bir vicdan azabıyla yanıp tutuşuyoruz, eve yine salataya koşuyoruz istemeye istemeye.Yapmayalım şunu lütfen. Sağlık konusuna diyecek lafım yok ama kendimize ait belli bir ölçümüz, dur dememiz gereken bir yerimiz vardır elbet. E, kantarın topuzunu  kaçırmadıktan sonra kime ne kim olduğundan, ne giydiğinden, ne yediğinden? Bu iki nefes arası senin hayatın, senin duruşu... Devamı

02 07 2015

AŞK MUAMMASI

            Son zamanlarda bir aşk edebiyatı sarmış ortalığı. Herkes aşık, aşk herkesin dilinde. Daldan dala konma sevdasını aşkla karıştıranlar kol geziyor çevremizde. Aşk yazarları, aşk şairleri, aşk şarkıları, şarkıcıları içinde aşk geçen ne varsa türemiş, adım atsan ''AŞK'' a çarpıyorsun. O kadar basite indirgenmiş, tüketilmiş ki her şey gibi '' AŞK'' da... İçi boşaltılmış, posası çıkmış artık. Bu kavram kargaşası da ne böyle yahut bu aşk muamması...?Aşk, aşk, aşk.. Öyleyse bütün sorularımın öznesi olmak dışında nedir aşk ?         Aşk, bir düşünce şekli midir, yoksa bir eylem midir? Aşk bir fikirse onu terk etmek, bir idealden vazgeçmek midir? Okuduğun kitapları, dinlediğin şarkıları, uğruna söz verdiğin mücadeleyi değiştirmek midir? Bir insan ideallerinden neden vaz geçer? Ya ortada bir yanlış ya da bir suç vardır.  Suçun ne? Aşk! Âşık olmak bir suç işleme biçimi midir? O zaman âşık olmak bir düşünce suçu. Toplum kanunları çerçevesi dışında düşünmek… Erkeğin bir maaşı olacak, bir evi, bir arabası… Kadın güzel yemek yapacak ve fazla gülmeyecek, çok soru sormayacak… Aşkın tarifi yemek tarifinden beter bu şekilde, içine biraz da hatmi çiçeği koymak lazım gelir mi? Peki ya aşk bir eylemse? Duvarların içinde ya da dışında hayatı düşlemek kadar güzel bir eylem olsa gerek, tarih maratonunda devletler arası imzalanan bir protokol değil. Peki, bir kere bu sırrın, aşkın sarhoşluğuna ermişse insan, nasıl vaz geçer aşktan?  Nasıl terk eder sevdiceğini? Bu terk edişin muhakemesi nerede yapılır? Hangi mahkeme aşkındır, hangi hâkim v... Devamı

02 07 2015

VE KADINLAR

                                                           ''Ve kadınlar,        bizim kadınlarımız:        korkunç ve mübarek elleri        ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle        anamız, avradımız, yarimiz...''         Modern zamanda kimi prensesler yakışıklı prenslerini beklemiyor artık. Kötü cadının elmasını tükürüyor ve hayatına devam ediyor. Çalışma hayatında ve toplum hayatında en az erkekler kadar aktif rol alabiliyor kadınlar. Dayatılan pencerelerinin ve peçelerinin arkasından seyretmiyor dünyayı. Ortaçağda yaşamıyoruz artık. Modern zaman adı verilen yüksek teknoloji çağındayız. Hayatın rolünde birçok şey değişti. Peki, bunca değişime rağmen neden hala kadına şiddetten bahsediyoruz? Neden hala ezilen kadınlardan, yok sayılan kadın haklarından yahut kadına karşı ikinci sınıf insan muamelesi anlayışından bahsediyoruz? Değişen dünyada değişmeyen bir erkek egosu mu mevcut yoksa?        Şiddeti, gelişmeyen toplumlara mal ediyor kimi araştırmalar. Oysa dünyanın birçok yerinde ekonomik ve sosyal hayatı ne kadar gelişme gösterse de tatmin edilemeyen bir güç döngüsü mevcut. Salt ekonomiyle ya da eğitimle alakası yok bu durumun. Kadının mevkisi, rolü, parası ne olursa olsun aynı şekilde incitilebiliyor erkekler tarafından. Mahkeme salonlarını inleten avukatlar, şehir içi otobüslerde yolun seyrinde gitmesini sağlayan kaptanlar, iş dünyasında tuttuğunu koparan işletmeciler, haber peşinde koşan gazeteciler ... Devamı